‘Sahipsiz Elazığ’ı Açalım! - Ömer Enes YILAR

‘Sahipsiz Elazığ’ı Açalım!


24 Ocak Depreminin hemen ardından ilimize gelerek kâbusu yaşayan Elazığlı depremzedelerin yanında olan ve bu hareketleriyle bugün bile konuşulan iki Bakanımızın verdikleri sözlerin maalesef yerine getirilmemesinden kaynaklı bazı sıkıntılar olduğunu biliyorum.

Bayram boyunca yaşanan son gelişmeler ışığında Elazığlı depremzedeleri tekrar tekrar dinledim ve şehrimizde yaşanan mağduriyetlerin, eksikliklerin, başka şehirlere sağlanan imtiyaz ve pozitif ayrımcılığa varan toleransların bize sağlanmamasının, verilen sözlerin tutulmamasının, depremzedenin muhatap alınarak yeterli derecede bilgilendirilmemesinin ve daha birçok aksaklığın temel nedenlerinin ne olduğunu bulmaya çalışıp durdum.

Bugün bu yazıyla birlikte zihnimde tamamlayabildiğim nedenleri sizlerle paylaşmış ve depremzedeler arasında konuşulan ve benim bu zamana kadar,  “yok, yok böyle şeyler yapılmamıştır” diyerek yetkililere ve kurumlara konduramadığım için olsa gerek içime attığım bazı dedikoduların cevaplanması için ilgili ve yetkili kurumlara bazı sorular sormanın, gazetecilik mesleğinin sorumluluğu kadar şehre karşı olan mesuliyetimiz gereği olduğu kanaatine vardım.

Şöyle bir olayın yaşandığına şahit oldum; 24 Ocak Depremi yaşanır, ilk etapta çadırlar kurulur ve vatandaşın burada konaklaması sağlanır. Hemen ardından hızlı bir şekilde konteyner kentler kurulur ve çadırlarda konaklayan vatandaşlar buralara yerleştirilir.

Arından da şöyle bir hadise yaşanmıştır: 
Sayın İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun ilimize gerçekleştirdiği en son ziyarette konteyner kente uğrayarak 3 çocuğunu babasız büyütmüş, onlara hem ana hem baba olmuş, bu zamana kadar kötü de olsa iyi de kendi evinde kimseye muhtaç olmamak için hayatın türlü çile ve zorluklarına katlanmış T. S. İsimli teyzemizin omuzuna dokunarak, ‘Benden bir isteğin var mı teyzeciğim’ diye sormuş ve ‘Evimizi yapsanız yeter’ cevabını almıştır. Teyzemizin bu cevabının ardından Sayın Bakanımız Süleyman Soylu, ‘Merak etme teyzeciğim, en fazla 6-7 ay içerisinde evinizi yapacağız’ sözünü vermiştir.

Bu teyzemiz depremin ve verilen sözün ardından 3. kışını da konteyner kentte geçirmek üzere hala temeli bile atılmayan evinin yapılmasını beklemektedir ve verilen söze olan beklentisi de evinin yapılacağına olan umudu da kalmamıştır artık.

İşin kötü yanı ortaya çıkan dedikodular ve söylentiler onların endişe katsayısını da her geçen gün artırarak zaten tükenmiş olan morallerini yok etmektedir. 
Yaşanan bunca aksaklıklar çerçevesinde Elazığ, sadece tek bir konuda sesini yükseltmeyi başarabildi ve tarihinin en haklı tepkisini, ‘SAHİPSİZ ELAZIĞ’ diyerek verdi.
Aslında bu tepkiyi genel olarak değil de her madde için özel olarak verebilseydik yine aynı sonuçla karşılaşır mıydık, düşünmeden edemiyorum…
Örnekle açıklayacak olursak…

Elazığ’da depremden doğrudan etkilenmiş olan esnaflarımız için hep bir ağızdan 50 Bin TL hibe istiyoruz diyerek ortak bir ses oluştursaydık sonuç ne olurdu?
Ya da depremden etkilenen öğrencilerimiz için sınavlardan ek puan istiyoruz deseydik ve tıpkı sahipsiz Elazığ dediğimiz zamandaki gibi sesimizi yükseltseydik sonucunda bunu elde edebilir miydik?

Örnekler çoğaltılabilir ancak burada herkesin şapkasını önüne koyarak düşünmesi gerekiyor. 

Sahipsiz Elazığ tepkisi en başından bugüne kadar siyasi bir hesaplaşmanın sonucu olamaz mıydı?

Deprem gibi yıkıcı bir doğal afetin siyaset üstü bir kavram olduğunu hepimiz biliyorken biz neden ayrımcılığa uğradık? En başta da belirttiğim gibi kendi içimde bunun nedenlerini düşünüp duruyorum.. Artık somut nedenlerin neler olduğunu kendi içimde çok iyi de biliyorum.

Bu sorunların yaşanmasının elbette birçok sebebi var. Bunun en başat sebeplerinin başında ilimiz siyasilerinin, bireysel olarak şehrin önemli sorunları konusunda vizyoner bir tavır takınarak çözüm ve siyaset üretememeleri geliyor. Siyasilerimiz, ilimizin sorunlarına ve çözümlerine ancak, Bakanların ağzından çıkan sözler ve yerel kurumların il müdürlerinin vizyonu, çapı, çevresi, ufku, operasyonel kabiliyeti ve çözüm önerileri perspektifinden bakarak bunların sözcülüğünü ve savunuculuğunu yapan aracı kurum ve aktarıcı ses olarak boy gösterdiler. Yine siyaset kurumu, vatandaşın haklı ve mantıklı önerilerini alarak bunu özümseyip üst makam, bakanlıklar ve hatta Cumhurbaşkanına ulaştırma ve çözme gibi bir kabiliyet, yetenek ve cesaret gösteremediler. Ve hatta buna niyet bile edemediler.

Siyasilerimizde eğer bu cesaret ve yetenek olsaydı bugün sıkıntısını en yüksek dozda yaşadığımız ‘kat yüksekliği’ ve 70’li yılların cephe boyası ile daha şimdiden dökülen yüzüyle Elazığ, yapılan konutlar nedeniyle köy ve kasaba görüntüsüne dönmezdi. 

Ve TOKİ’nin şehre uygulayacağı konut projelerine siyasilerimiz  ya da yemek ve ticari toplantılar organize etmekten ciddi işlere zaman ayıramayan kendilerini şehrin üst aklı ilan eden havalı danışmanlar zahmet edip bir bakabilselerdi  bugün Mustafapaşa, Abdullahpaşa ve Rüstempaşa’da ortaya çıkan  garabet evlerden dolayı her fırsata gol yemez, eleştiri almazlardı.

İşte bugün ‘Sayın Cumhurbaşkanım, bakın tam da sizin istediğiniz gibi yatay mimari ile Elazığ’ı yeniden inşa ettik’ denilse de bir filim şeridi gibi o helikopterden konutlara zoom yaptığınızda gerçeklerle yüzleşmiş oluyorsunuz.

İkinci neden ise biz konuşamıyoruz, Elazığlılar kendi aralarında isteklerini çok iyi bilseler de bu sesi iletmede, dile getirmede ciddi sorun yaşıyorlar. Kamuoyu oluşturamıyor, talepleri için seslerini yükseltemiyorlar. Ağlamayan bebeğe de emzik vermiyorlar işte!

Üçüncü neden, sorunların Ankara’ya OBJEKTİF bir şekilde yansıtılmaması, vatandaşın doğrudan istediğini, talep ettiğini işi çözecek birinci şahısların doğrudan öğrenmesini sağlayacak 1-2 siyasetçi, bürokrat vb. haricinde kimsesinin olmaması..

Ama bana göre en büyük neden ufkumuzun dar olması ve taleplerimizi dile getirmede yani konuşmakta, vatandaşın kendi kamuoyunu oluşturmasında sıkıntı yaşamasından kaynaklanıyor.

Ufkumuzun dar olması… İlimiz siyasetçileri 2011 yılında yani bundan yaklaşık 10 yıl önce yaşanmış Van Depremi üzerinden örnekler veriyor, orada yapılanların yapılabilmesi için mücadele ediyor.

 10 yıl önce yaşanmış bir depremde bile Türkiye, bu depremden etkilenen öğrencilerinin öğrenim kredilerini silerken bugün bundan haberi bile olmayan siyasilerimiz, kiracılar için Van Depremini göstermeye cüret ediyor ve gelecekte Elazığ’ı, Allah korusun başka bir ilde yaşanacak depremde örnek gösterilecek bir şehir olmaktan çok uzağa atarak ayrımcılığa uğramış mağdur bir şehre dönüştürüyor.

Sözün özü, bu zamana kadar yapamadık bari bundan sonra yapalım! İsteklerimizi, taleplerimizi, beklentilerimizi demokratik yolları kullanmak şartıyla gür bir sesle dile getirelim, kamuoyu oluşturalım, istediğimizi alana kadar bağıralım, susmayalım var mısınız?

***
Aşağıda yazacaklarım aslında olmaması gereken ve benim de asla etik bulmadığım kaynağı bulunmayan ve halk arasında konuşulan iddialardan ibarettir. Bu iki sorunu dile getirmemin nedeni kaynağa dayandırıp hesap sormak değil, tamamen bu dedikodular nedeniyle moralleri çökme noktasına gelen depremzedelerin akıllarındaki soruların birinci ağızdan yanıtlanmasını ve bu moral bozukluklarının giderilmesinin sağlanmasını istememdendir.

1- Konteyner kentlerde kalan vatandaşlar için ağzıma bile alamayacağım ve bu ilde yaşayan hiç kimseye yakıştıramayacağım birtakım sınıfsal tanımlamaların yetkililer tarafından kullanıldığı ve yaşanan bazı münferit asayiş olaylarının bu tanımlamalarla bağdaştırılarak konteyner kentlere gelen yardımların kesildiği söyleniyor?  Doğru mudur?

2- Konteyner kentlerin kısa bir süre sonra – evler tamamlanmadan- kapatılacağı/taşınacağı/birleştirileceği söyleniyor. Doğru mudur? Doğruysa neden bilgilendirme yapılmıyor? 

Burada kalan insanların, burada yaşananların, burada konuşulanların hepsini çok iyi dinledim, çok iyi analiz ettim, çok ama çok iyi biliyorum. Ve ne olursa olsun bu insanların haklarını aramaktan, sorunlarını dile getirmekten asla vazgeçmeyeceğim! Unutmayın ki kimse 45 derece sıcakta, 10 metrekare alanda keyfinden kalmaz, kalanı tespit etmek sizin görevinizdir. Bu tanımlamayı genele yaymak, burada kalan insanları bir yük olarak görmek, onlara dilim söylemeye varmıyor ama mülteci gibi davranmak ağır bir vebal getirir ki kimse altından kalkamaz!
 

omrensylr@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • BİLAL YAVUZ | 28 Temmuz 2021 12:07

    Helal olsun genç kardeşim yazılarını takip ediyorum.memleket sevdalısı böyle doğruları dile getiren eksikleri yanlışları gören gördügünü yazabilen basına ihtiyacımız var. Yalaka kalemlerden bıktık artık mağduriyetleri saklamak gizlemek bu şehre ve yaşayan insanlara ihanettir.sana teşekkür ediyorum.Bu siyasiler başta Milletvekilleri belediye başkanı ve bakanlar vizyonu düşük insanlar Elazığı lojman kente çevirdiler yazıklar olsun.AMA Allah adildir. Mutlaka hesabını soracaktır.doğup büyüdügümüz GÖZBEBEGİMİZ MEMLEKETİMİZ Gözümüzün önünde hergün göç veriyor.

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Ekm

Polemiğe Gerek Yok!

15Ekm
01Ekm
24Eyl

Son Kez Uyarıyorum!

17Eyl

Umudunuzu Kaybetmeyin