NEYİN KAFASINI YAŞIYORUZ


Bir yandan sağlıklı ve bilinçli bir gelecek için çaba harcarken diğer yandan geleceğin mimarları diye lanse ettiğimiz gençlerimizin küresel olarak yaşadığımız sıkıntıya vurdumduymaz tavırları tüm toplumu üzmeye başladı. Ülke olarak her ferdin değeri kıymetli olduğu için bu yaranın kapanması yolunda ortak mücadelenin vazgeçilmez tek unsur olduğu düşünülürse her canlı kendi, kendinin güvenlik görevlisi olmalıdır bu günlerde. Buna katlanma gücümüzü yitirmişsek eğer ortada daralmış çember kalmaz, vurduğunu, güçsüz gördüğünü alır altına ezer. Gençler ve kendilerini deli kanlı görenler, anlıyoruz sizi güçlüsünüz, vücudunuz taze dinamik, sıksan suyumuzu çıkaracaksın, koşsak fark atacaksın fakat şunu unutma ki bu düşmanın ağzı, dili, gözle görülür silahı yok. Bu düşman büyük küçük, zengin fakir, din dil, Müslüman Yahudi dinlemiyor, tek kırılgan noktası çocuklara pek karışmıyor, bulaşmıyor. Sen taşıyıcı olabilirsin, senin bünyen kuvvetli olabilir ama unutma ki bir nefes için tüm mal varlığını verebilecek hastalarımız, hayatlarını kaybedenlerimiz var. Kendinizi bu süreçte hiç mi sorumlu görmüyorsunuz, yazık günah değil mi yetim, öksüz, eşsiz kalan bu insanlara. Görüyoruz, duyuyoruz insani sorumluluğumuz diyerek uyarmaya kalksak tekme tokat saldıracak kadar kanınızın deli yürek kaynadığını da biliyoruz. Yapmayın yazık günah değil mi bu millete, bu kadar vurdumduymaz olmayın, içmeyin şu zıkkım sigarayı, atmayın yüzünüzden yarım, yamalık taktığınız maskeleri, dolaşmayın mahalle aralarında gizli saklı, bu sizin bildiğiniz saklambaç oyunu değil, gezmeyin gurup olarak, sarılmayın, sıkılmayın ya hu, neyin kafasını yaşıyorsunuz? Bununla kalıyor muyuz elbette hayır, açın bakın haberleri, kulak verin anlatılanlara, gazete başlıklarına, nerede bir gasp, soygun, adam öldürme, çeteleşme, her türlü zehirli madde kullanımı, ticareti, imalatı varsa bu işlerin mimarları genelde aynı yaş gurupları. Zaman öyle bir hale büründü ki silahsız, pompasız, bıçaksız, jiletsiz kimse kalmadı çevremizde. Hiçbir genci, çocuğu korkumuzdan uyaramıyoruz, kulağına nasihat haykıramıyoruz, kenara çekip ayıramıyoruz, topluma kazandırma yolunda verilen mücadele de ezilen, tökezlenen anneler, babalar oluyor, yazık günah değil mi onlara? Bir de ihtiyar delikanlılarımızda var bizim, bünye yapılarından dolayı bu düşmana yakalanma ve imha edilmeleri daha rahat görünenlerin gurubu. Sokak araları, banka önleri, çarşı Pazar her yerden, her yöreden karşımıza çıkmakta çekinmeyenler. Bahaneleri hazır, sigara içmeye çıktım, ekmek almaya uğradım, maaş almaya geldim, ilacım bitmişti vb. birçok gizemli buluş. Bakın düşmanda sokaklarda, görebiliyor musun onu, sen ben ya da bir başkası, tokat gibi çarpıyor önüne gelene, kasırga, tayfun adını ne koyarsanız koyun birimizin değil hepimizin anasını ağlıyor, kurtuluş, kaçma, saklanma, para pul kâr etmiyor onunla mücadele etmeye, torpilde işlemiyor. Kısaca kendim ettim kendim buldum gerçeğini yaşadığımız son zamanlar da korkulan tek gerçek, hayatımızın kâbusa döndüğü ve döneceğidir. Bakın çevremize tanıdığımız kaç kişiyi her gün birer, birer kaybediyoruz ya da haber alamadığımız kaç kişi var bir nefese muhtaç ölüm kalım savaşı veriyor hastane odalarında. Gelin bu savaşı hep beraber kazanalım, hep beraber çıkalım güneşten tat alacağımız yarınlara. Unutmayalım, maske, mesafe, temizlik, başka da silahımız yok bizim.

mehmetduman@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Haz

Neremiz Düzgün

10Haz

Kırk yılın kahvesi

03Haz

Sadece Seyrediyoruz

24May

Gözünüzü Toprak Doyursun

21May

Yetim Çocuk