Nereye Bu Yolculuk - Mehmet DUMAN

Nereye Bu Yolculuk


Şehir gezimiz devam ediyor, yaşanan depremin üzerinden geçen zaman yaşadığımız kuraklığa rağmen yoluna devam ediyor, bilinçsizce yıkılan binalar, enkaz görüntü, cadde ve sokaklara taşmalar, kaldırım işgalleri, inşaat ruhsatları verilirken ele geçirilen kaldırımların arsaya eklenmesi, şehir içerisindeki yolların, park ve bahçelerin yürek yakan görüntüleri, gece yarıları balta vurulan ağaçlar. Son zamanların yaklaşan sıkıntısı kuraklık deniliyor, baksanıza yaklaşık 40-50 yıllık nişan yaptık denilen Hamza bey barajı kurumakla kalmamış nişan yüzüğünü şimdiden atar hale gelmiştir. Hani bazen diyoruz ya, biz uslanmayız başımıza taş yağsa yeridir diye, ne diyelim arsızlık ağzımızda sakız gibi istesek de bırakamıyoruz bir türlü. Yakamıza yapışan virüs belasından bile kurtulmuşuz gibi her gün verdiğimiz kaybettiğimiz yüzlerce insanımızı bile duymuyoruz, görmüyoruz, maskeleri hep birlikte atıyoruz. Kentsel dönüşümden dolayı yerle bir olmaya aday şehir adeta yeni bir kimlikle koca bir kasaba gibi çıkacak karşımıza diyenlerin sesini duyar gibiyim. Kimsenin ağzından nereye gidiyoruz diye bir fısıltı çıkmıyor. Şehir yok oluyor, bitiyor, tükeniyor, biz iki göz evi bile ölçüp biçmeden yapıyoruz. Üretim yok, tüketim sınırsız, iş yok, yemek çok, bir tek fabrika kurulmuyor bu şehirde, bir tek yatırım yapılmıyor, bacasız sanayimizi bile yok ettik, betonlaşmayı, bazı imtiyazlarla tanınan çok katlı yapıları bakanlar bile durduramadı, sözleri yabana atıldı, desenize krallar el değiştirmiş, bakan olsan ne yazar. Alış veriş merkezlerini şehrin gelişmişliği olarak görüyoruz, sermayesi tükenmiş seçili esnaflara yaklaşık iki aylık misafir döneminde ziyafet için bırakılan servetin anlatılana göre ömür boyu bitmeyecek miktarlarda olduğu konuşuluyor. Bazı kurumlarda verilen açığın bol keseden alınan faturalarla kapatılmaya çalışıldığı sokaklarda mırıldanıyor. Bulundukları makamın kıymetini bilmedikleri için boşa düşenlere diyet denilerek sunulan imkânların getirisiyle bu şahısların sözde kendi kontenjanları denilerek işe aldıkları kulaklara fısıldanıyor, kendilerini basın olarak gören bazı yeteneksizlere sağlanan imtiyazlar dillerden dökülüyor biz sadece dinliyoruz. Kul hakkımız nerede diyenleri izliyoruz. Ağzıma almak bile istemiyorum şehir için kendi düşüncelerimi aktarmaya, herkes kendi topuyla oynamaya başladı, ortak top yok, ortak çalışma, birlikte yükseltme, birlikte çözme, elindekini paylaşma yok oldu. Elindeki top patlayacak olsa suç başkasının, topa müşteri çıksa kıymeti kendisinin olur. Yarın TEDAŞ’ ın bulunduğu arazi ve arsaya müşteri olup peş keş çekilmesinden korkuyorum. Velhasıl bu şehirde yaşamaktan korkuyorum. Gelecek adına, burada yaşayanlar korkuyorum. Çözülemeyen trafik sorunu, inşaat mafyacılığı, ganimet paylaşımı, silahlanma, gençlerin zıvanadan çıkması, çocukların kullanıcı bağımlısı haline getirilmesi, bir üniversiteyi bitirmenin işe yaramadığı birkaç tane daha ekleme yapılması, işsizliğin üst seviyelerde olması, esnaflar arası eşitsizlik, vergi adaletsizliği, masalardaki listeler, vasıflı göç kaybı, vasıfsız göç alışı, boş beleş kişilerin yürü be kim tutar seni edalı tavırları ürkütüyor beni bu şehirde.
Sözümüzün özü Allah yar ve yardımcımız olsun.

mehmetduman@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01Ara

Konuşmayın Gitsin

25Kas

Yaşamaya Çalış

19Kas

Organize Sanayi

11Kas

Yedik Yedik Doymadık

04Kas

Tam Gaz