BİNDİK BİR ALAMETE GİDİYORUZ KIYAMETE


Şöyle diyordu rahmetli Cem Karaca, Bindik bir Alamete Gideyoz Kıyamete. Sözün kısa hikâyesi ise anlatıldığı kadarıyla şöyle, Mahmut'a yalakalık olsun düşüncesiyle gönderilen bir zürafaya, Gülhane parkının bahçesini mesken tutmuş serhoş bir berduşun binip, zürafanın hızla koşmaya başlaması üzerine onu hayretle izleyen padişah ve güruhuna söylediği "devletlüm bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" diyerek üzerinde bulunduğu endişeli ve sonu belli olmayan durumun kısa ve öz bir ifadesidir. Millet olarak günümüze kadar yeri ve zamanı geldiğinde severek kullandığımız bir söz öbeği de diyebiliriz bu serzenişe. Cümlenin diğer bir anlamına baktığımızda, insanoğlunun içerisinde bulunduğu korku ve endişe ’de nokta görevi üstlenmesidir. Sözün getirdiği yorumların tek cümlelik özeti ise şöyle olabilir, tam yerine denk geldi manzara koyduk. Maske, mesafe, temizlik dile kolay uygulaması olay. Korkunun bir getirisi mi yoksa görüntünün vereceği bir cezadan mı bilinmez ama gerçek olan kalabalık ve mecburi yerlerde uygulanır, sokak ve mahalle aralarında ise muaf anlamındaki görüntünün deşifre olmasıdır. Ana arterler dışında gerek sigara, gereke se vurdumduymazlık ve bana bir şey olmaz düşüncenin bastırmasıyla öne çıkan bir başkasının hayatına ve canına sebep olma durumuna kim dur diyecek bilemiyorum. Tınmıyoruz ve takmıyoruz, dışarıya çıkmanın yasak olduğu süreçte şehrin merkezden uzak mahalle, cadde ve sokaklarında gördüğümüz manzaraya göre, park ve bahçelerde oturup muhabbet etmenin yanı sıra güz yaprakları misali yüzlerden düşen maskelerinde yürüdüğümüz her yerde ayaklar altında basılıp geçilecek duruma düşmesidir. Acı reçetenin bir başka yüzü de bu durumu meyilli kişilerin gençler ve atmış yaş üzeri delikanlılardan oluşan gurup olduğunu söyleyebiliriz. Mazeret belli, evde duramıyorum, hava almaya çıktım, çay içip döneceğim, yürüyüş yapıyorum, sigara içmeye geldim, acil işim var, fırınların dinlenme molası verdiği saatlerde ekmek almaya gidiyorum gibi birçok benzer uydurmalar. Yasaklar korkutmuyor, ürkütmüyor, caydırıcı değil diyebilirsiniz. Devletimiz, vatandaş kendi sorumluluğunu taşısın istiyor, kendi iradesiyle hareket etsin karşısındaki kişiye saygı göstermeyi kendi belirlesin istiyor ama bizim vatandaşımız nedense yasakları delmek için çabada sınır tanımıyor. Yazık günah yahu, bakın başımıza bela virüs artık her aileye bulaşmaya başladı neredeyse. Her gün birkaç tanıdığı ya da siması yabancı gelmeyen birilerini bu illetten kaybettiğimizi görüyoruz. Toplu halde bulunmaların, akrabalar arası gezmelerin, toplantıların, cenazelerin verdiği zararlar anlatılıyor, virüsün mutasyona uğradığı başka şekillere bürünerek bulaştırma riskini yüzde yetmiş oranlarına kadar yükseltebileceği haykırılıyor.

Bizim sıkıntımız bu işte, kime anlatıldığı belli değilmiş gibi, üzerimize almıyoruz, silkelenmiyoruz, korkmuyoruz, çekinmiyoruz. Caddeler alabildiğince kalabalık, toplu yürüyüşler, alış verişler, yerlere tükürmeler, sümkürmeler tam hızla yoluna devam ediyor. Kısaca, saygının, görgünün, hakkın neresindeyiz diye düşünürken, işin içinden çıkamadığımı açık yüreklilikle belirtip, yeni yılın ülkemize sağlık ve huzur getirmesi dileğiyle Allah’a emanet olun.

mehmetduman@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Haz

Kırk yılın kahvesi

03Haz

Sadece Seyrediyoruz

24May

Gözünüzü Toprak Doyursun

21May

Yetim Çocuk

05May

Karanlığa Gömdüklerimiz