TÜRKİYE'YE ÜÇÜNCÜ BİR LOZAN VAKASI MI YAŞATILIYOR?


Türkiye, Kuzey Suriye'de güvenli bölge kurulmasına yönelik politikalarında cesur ve çıkarımıza dayalı adımlar atamıyor.

Dış politikada diplomaside göstermiş olduğumuz zaaflarla güney sınırımızda Kuzey Irak benzeri özerk bir Kürt bölgesi kurulmasına aleni bir şekilde göz yumuluyor düşüncesi hâkim.

Kuzey Suriye’de kurulması planlanan “Güvenli Bölge Koridoru” görüşmelerinde ABD ile yapılan  pazarlıklarda görev alanlar yarın Lozan Barış antlaşması heyetinde bulunanlardan daha ağır ithamlarla karşı karşıya kalabilir.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Lozan heyetinin diplomatik yetersizliği Misakı Milli sınırlarımızı yerle yeknesak etmiş ve bugün Musul, Kerkük gibi çok önemli petrol rezervlerinin bulunduğu bölgenin elimizden çıkmasına, burnumuzun dibinde Ege Denizi’nde bulunan On İki Adalar’ın oldu bitti ile önce İtalya, sonra da Yunanistan’a verilmesine neden olmuştu.

Emin olunuz ki Çarlık Rusyası’nda 1917’de Bolşevik Devrimi olmasaydı bugün belki de Doğu Anadolu’da ve Güneydoğu Anadolu’da bağımsız bir Ermeni ve Kürt devleti gerçeği ile de yüzleşebilirdik. Allah’tan devrimciler imdada yetişti de o hayal de çökmüş oldu. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi meselesi ise yakın zamanda Türkiye için diplomatik bir hezimet olmuştu.

Bu hakikatler gün gibi önümüzde dururken güney sınırımızda Kuzey Suriye’de güvenli bölge oluşturulması görüşmelerini yapanların önüne Lozan görüşmeleri tutanaklarını koymak lazım.

En büyük acemilik ise Güvenli Bölge Koridoru için kurulacak askeri garnizonun Türkiye topraklarında kurulmasının önerilmesi ve bu önerinin muhtemelen kabul görmesi.

Binlerce kilometre ötelerden sadece çıkarları için gelenlerin Suriye topraklarında onlarca askeri garnizon kurması düşünülünce yöneticilerimizin vizyonunun mesafesini az çok anlayabiliyoruz.

O halde ilgililere ve yetkililere şu soruları sormak isterim:

1. Askeri danışmanlar Kuzey Suriye'de Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi gibi bir Kürt bölgesel yönetiminin kurulmasının temellerinin atılmasına zemin hazırlandığının farkındalar mı?

2. ABD heyeti ile görüşmeleri sürdürenler Lozan görüşmeleri tutanaklarını ve Kuzey Irak politikalarımızın tutanaklarını okumuşlar mı?

3. Güvenli bölge ile ilgili Türkiye’nin taleplerinde ısrarcı olmak istememesinin sebebi iç politika dinamiklerini etkilemesinin istenmemesi mi?

4. Bir başka ifadeyle Türkiye'nin tam bağımsız ve güçlü ülke olma arzusu iktidarda kalmaya kurban mı ediliyor?

5. Türkiye, güvenliği için Kuzey Suriye'nin 40 km derinliklerine inmesini engelleyen sebepler askeri teknolojik sebepler mi?

6. Kuzey Suriye'de kurulması planlanan güvenli bölgede ABD ve YPG'nin birlikte olmasının ABD tarafından ısrarla istenmesi güvenli bölgenin ABD ve YPG kontrolünde olacağını açıkça göstermiyor mu?

7. Güvenli bölge için kurulacak askeri garnizonun Türkiye'de kurulmasını ABD’mi istedi?

8. Güvenli bölgeye yerleştirilmesi planlanan Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin güvenliği terör örgütü YPG ve terör örgütü destekçisi ABD'nin ellerine bırakılıp bu mültecilerden yeni terör örgütleri oluşturulması gerçeğini bu askeri danışmanlar görmez ve bilmez mi?

9. Sınır güvenliğimizi sağlamak için ABD'nin insafına kalmış kadar askeri, politik ve diplomatik zaaflarımız mı var?

10. Türkiye adına bu görüşmeleri sürdürenlerin deneyimi var mı?

11. Kuzey Suriye'de güvenli bölge oluşturulmasına yönelik. ABD yeni bir oyalama taktiği mi devreye soktu?

12. Türkiye'nin dış politikasını yönlendirenler ve yürütenler güney sınırımızla ilgili siyasi ve askeri haritalara en son ne zaman baktılar? Orada kim nereyi istila ve işgal etmiş biliyorlar mı?

13. Hükümetimiz güney sınırımız boyunca adım adım bir Kürt bölgesel kuşağına ve ileride Batı'nın ve ABD'nin ve en önemlisi de İsrail'in güvenliği için uydu ve sömürge bir Kürt devleti kurulmaya doğru alt yapının hazırlandığını göremiyor mu?

Ve bu şekilde onlarca soru daha sorabiliriz.

Öyle anlaşılıyor ki Sayın Cumhurbaşkanımızın etrafında Suriye politikası hakkında hakikati cesurca anlatacak tek bir adam kalmamış.

Bu kafayla Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi vakasından  sonra üçüncü bir Lozan hezimeti yaşamamak içten bile değil.

Geldiğimiz noktada Türkiye Suriye politikasında ABD’nin oyununa gelip en uzun sınır komşusu olan Suriye’de Beşar ESAD ile ters düşmekle büyük bir çıkmaza düşmüştür. Bu diplomatik hata ileride  Lozan’dan daha büyük politik, ekonomik ve diplomatik kayıplara sebep olabilir.

Onun için Türkiye Irak’ta Saddam Hüseyin ile ters düşüp ABD ile işbirliği yaptığı için o gün Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi oluşturuldu.

Bugün de aynı şey Kuzey Suriye’de yapılmak isteniyor. Beşar ESAD ile ters düşürülüp ABD tezlerinin kabul edilmesinin istenmesi ve Kuzey Suriye’de yüzlerce ABD askeri karakollarının kurulması ve YPG’nin ABD ve Batı tarafından silahlandırılması bunu açık bir şekilde göstermiyor mu?

Biz Kuzey Irak’ta buna benzer bir senaryoda başrol beklerken figüranlığa razı olmuştuk. Aynı senaryo ikinci kez yazılmış ve öyle görünüyor ki figüran bile olamayacağız. Çünkü Türkiye Kuzey Suriye’ye 2016 yılında girmemekle en büyük askeri hatayı yaptı. Bölgeye girecekti ve ondan sonra pazarlıklara başlayacaktı. Bu işleri büyük devletler böyle yapar, bizim gibi değil.

 Ey askeri ve diplomatik danışmanlar! Yapılması gereken şu olmalıydı:

Türkiye senaryoyu kendisi yazacak ve rolleri kendisi dağıtacaktı. Bunu yapacak kadar deneyimsiz olacağınızı kimse düşünememişti, düşünmek bile istememişti. Çünkü önünüzde Lozan gibi, Kuzey Irak politikaları gibi örnekler duruyordu. Bundan sonra yapacağınız şey Kuzey Suriye’deki koridora mutlak hakim olarak girmek ve bir daha çıkmamak.

Bir uyarı olarak şunu ifade etmeliyim ki;

“Büyük devletler kendi topraklarında savaşmaz. Çıkarlarının olduğu yerde savaşı başlatır.”

Aynı şekilde Hun İmparatoru Attila; "eğer sınırlarınızda sorun varsa bu sorunu gidermenin tek yolu sınırlarınızı genişletmektir" der.

Asıl sorun; devletin önemli noktalarının ehliyetsiz, liyakatsiz, beceriksiz bir zümre tarafından işgal edilmesidir.

Kalın sağlıcakla.

farukyildiz@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!