Parayı Veren, Ruşen Çakır'ın ve Hasan Cemali'in Düdüğünü Çalar - Taha Yusuf SARIGÜL

Parayı Veren, Ruşen Çakır'ın ve Hasan Cemali'in Düdüğünü Çalar


Bir kredi kartı reklamı filmindeki slogan hep aklımdadır. "Paranın satın alamayacağı şeyler vardır, gerisi için ......card." Bizim muhalif sol medyada ise paranın satın alamayacağı hiçbirşey yokmuş. Vatan sevgisi, devlete sadakat, milli çıkarlar, meslek etiği, mesleki doğruluk ve  dürüstlük gibi hiçbir değer, bu gazeteciler için önemli değilmiş. Parayı veren bunları satın alabilirmiş. Parayı veren için yalan haber yazıp tüm değerleri ayaklarının altına almak bunlar için hiç de önemli değilmiş. Hiçbir değer yargıları yokmuş. Yazık. Gelelim malum olaya;

 Ruşen Çakır’ın sahibi olduğu Medyascope isimli medya platformunun Amerikan Chrest Foundation Vakfı tarafından 477 bin dolar fonlandığı geçtiğimiz hafta ortaya çıkmıştı. Ruşen Çakır pişkin pişkin, bu durumun 5 yıldır devam ettiğini ve künyelerinde bu duruma yer verdiklerini söyledi. Chrest Foundation Vakfı Türkiye’deki medya ve düşünce kuruluşlarına kaynak sağlayan tek vakıf değil. Birçok medya ve düşünce kuruluşu, bu vakfın dışındaki başka kuruluşlar tarafından fonlanmışlar. Hasan Cemal’in kurucusu olduğu sözde bağımsız P24'ün aldığı bazı fonlar ise şöyle;
-İngiliz Guardian Vakfı- 37 bin sterlin
-İsveç Konsolosluğu - 288 bin lira 
-Norveç Büyükelçiliği -21 bin euro
-ABD’li Chrest Vakfı 124 bin dolar. 

Bu vakıflar Türkiye'de yayın yapan muhalif gazetecilere neden para gönderir? "Parayı veren düdüğü çalar." misali mi?

Yularınız kimin elindeyse, o sizi istediği yöne götürür. Tasmanız kimin elindeyse, onun gösterdiği kişileri ısırırsınız. 

Sorsan kendileri 'bağımsız medya' ama yerli ve milli yayın yapan, 19 yıldır büyük bir halk desteği ile iktidarda olan Erdoğan'ı destekleyen medya ise 'yandaş medya.' Üstüne üstelik yandaş diye yaftaladıkları medya onlar gibi Türkiye düşmanı ülkelerden fonlanmıyor. Tamamen yerli ve milli kaynaklarla kurulmuş, sahipleri de yerli ve milli insanlar. Yabancı ülkeler tarafından fonlanan medya platformları da güya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ama yaptıkları yalan haberlere ve uyguladıkları yayın politikalarına bakacak olursak devlet ve millet düşmanı olduklarını söylemek hiç de ağır olmaz. Kendi tekellerinde olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ise olaya hala normal bir durummuş gibi yaklaşıyor ve yabancı ülkelerden para almayı meşrulaştırmaya çalışıyor.

‘'Fondaş medya'’ sadece TGC tarafından değil, sol ve kemalist çevrelerce de desteklenmektedir.

ABD solculuğu yapanlar ile faşist liberalizmin kölesi olanların aldıkları fonlar ile birlik ve beraberliğimizi hedef alanlara omuz vermeleri şaşırtıcı değildir. Emperyalizmin beslediği Fondaş Medya ülkemizde yalan haber yapıp fitne tohumları ekmekten başka birşey yapmamıştır. 5. Kol faaliyeti olarak Türkiye düşmanlarının hizmetindedirler. 

Düşünsenize Yunanistan'da hükümet aleyhine yayın yapan bir gazeteci var. En ağır bir şekilde hükümetlerini eleştiriyor. Hükümet yıkılsın diye sürekli yalan haber yapıp milleti kin ve düşmanlığa sevk ediyor. Ve bu gazeteci Türkiye tarafından fonlanıyor. Yunanistan anında sınırdışı eder bu gazeteciyi. Ya da hapse atar. Bizdekiler ise pişkinlikte level atlamışlar. Yüzlerine tükürüyorsun Yarabbi şükür diyorlar. Bir gazetecinin kalemi, namusudur. 

Medyascope, 140Journos, Serbestiyet, bianet, duvar, T24 ve P24 gibi batıdan beslenenler “bağımsız” değil emperyalizmin kuklası olan, psikolojik harekat merkezlerine göbekten bağlı Türkiye düşmanı karargahlardır. Türkiye düşmanı ülkeler bunlara niye para versin? Ne adına para versin? "Sahibinin sesi medya." Bunların sahibi de emperyalist ABD ve AB. 

Geçmişte darbeci kemalistlerin sesi olan medya sonrasında Fetö ve Pkk'nın sözcülüğüne soyunmuş durumda. Sanatçısı, akademisyeni, yargıcı, bürokratı, bunlara destek veren kim varsa ihanet ve delalet içerisindedir. Hiçbir zaman muvaffak olmayacaklardır. 

İşin ilginci Türkiye düşmanlığı yapan bu sözde gazeteciler bir zamanların en muteber gazetecileri idiler. Hükümet yıkıp hükümet kurarlardı. Ana akım medyanın köşe başları bunların elindeydi. Milletin en güvendiği isimler bunlardı. Milleti iyi kandırmışlar. 28 Şubat zamanı bunların yalan haberleri ile topluma kin ve nefret pompalandı. Milletin içerisine tefrika sokuldu. 

Bu satılmış gazeteciler ve televizyocular geçmişte devleti millete düşman ettiler. Devletin tüm imkanları emirlerindeydi. İmtiyazları sona erince, işgal ettikleri köşe başları ellerinden alınınca çılgına döndüler. Şimdi de milleti devlete düşma etmeye çalışıyorlar. Bu ihanetleri ile toplum vicdanında mahkum oldular, olmaya da devam edecekler. Tarih bunu not edecektir...

Allah'a emanet olun.
 

tahayusufsarigul@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!