İstanbul Sözleşmesi Öldürür!


Ve nihayet Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiğini açıkladı. Karar toplumun birçok kesimi tarafından olumlu karşılandı. AB fonlarıyla beslenen bir avuç 'mor halkalı' feminist grubun eylemine bakmayın siz. Talimatla sokağa çıkan bu güruh, pislik içerisinde yaşadıkları çöplüklerine geri döneceklerdir. Kendilerine karışan yok. İstedikleri gibi yaşasınlar. Ama 'kadın' ve 'aileden' o pis ellerini çeksinler. 

Bu sözleşmeden ayrılmamız gerektiğini ve gerekçelerini daha önceki yazılarımızda aşağıdaki cümleler ile dile getirmiştik.

Aynen aktarıyorum;

"Sırf kadına şiddet önlensin diye bu sözleşmeyi destekleyenler nasıl bir ifsad projesine destek olduklarının farkında değiller. Mesela sözleşmede 'aile kurumu'  her ne kadar aile olarak tercüme edilse de orijinal metinde 'domestic' olarak geçer. Bu kelime de normal bir aileyi değil, ev içi arkadaşlığı ev arkadaşlığı anlamına gelir. Yani iki erkek veya iki kadın da bu sözleşmeye göre aynı evde yaşarlarsa aile olarak kabul edilmelidir! 

Yine sözleşmenin 3. Maddesinin 1. Fıkrasında  kadına psikolojik ve maddi acı verecek eylemler de şiddet kapsamındadır diye cümleler var. Yani erkek eve her türlü para getirmek zorundadır. Yoksa kadına şiddet uygulamış sayılır. 

3. Maddenin 2. Fıkrasında aile içi şiddette karı koca yerine 'parterler arasında' diye ifade kullanılıyor. Yani bir erkek bir kadın olması şart değil. İki erkek veya iki kadın da partner olabilir.  

Sözleşmenin 4. Maddesi 3. Fıkrasındaki 'Temel haklar ve ayrımcılık yapmama' cümleleri ile de  farklı cinsel eğilimlerin yasal zemine oturması sağlanıyor.

Sözleşmenin 9. Maddesinde; 'Sivil toplum kuruluşları ve sivil toplum' başlığı altında: 'Taraflar, kadına yönelik şiddetle mücadelede, aktif olan ilgili sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun çalışmalarını, her düzeyde göz önünde bulundurur, teşvik eder ve destekler ve bu kuruluşlarla etkin işbirliği tesis eder' diyor. Bu madde gereğince, o zamanın aile bakanı Fatma Şahin, 236 kadın derneği ile masaya oturup, 6284 sayılı yasa tasarısını hazırladı.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunduğunu iddia eden derneklerin çoğunluğu, PKK ve LGBT destekçisi derneklerdi. Gerisini varın siz düşünün.

Yine bu sözleşmenin 12. Maddesinin 1. Fıkrasında; 'Kadınlar ve erkekler için, alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla, kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır' denmektedir. Burada 'Kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş roller' deyimiyle, inanç ve ahlaki değerlerimizle örf ve adetlerimizin getirdiği, karı-koca sorumluluk ilişkileri tamamen inkar edilmekte ve toplumumuzun, inanç referanslarımızda bulunan tarihi sorumluluk anlayışından uzaklaştırılması istenmektedir. 

Gelelim bu sözleşmenin kadına şiddeti önleyip önleyemediğine. Sözleşmenin imzalandığı tarihten günümüze kadar olan süreçteki kadın cinayetlerini gösteren grafiğe bakabilirsiniz. Görüyoruz ki sözleşmenin imzalandığı 2011 yılından itibaren kadın cinayetlerinde sürekli bir artış var. Zaten sözleşmenin esas amacı kadın cinayetlerini ve şiddeti azaltmak değil! Amaç toplumu ahlaki olarak çökertip, kadını bir meta ve cinsel bir obje haline getirmektir. Bu sözleşme bizi milli ve manevi değerlerimizden tamamen koparıp, ailenin köküne dinamit bağlayıp, aileyi tamamen ortadan kaldırmaya çalışan ve tüm toplumu ifsad eden bir projedir.  Reis'in bir an önce konuya el atıp Batı'nın dayatması olan bu ahlaksız sözleşmeyi yürürlükten kaldırması gerekmektedir."

Ve nihayet binlerce, hatta milyonlarca insanın çığlığı gibi bizim de çığlığımız duyuldu. İstanbul Sözleşmesi iptal edildi. Bu kararından dolayı Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ediyoruz.
 

tahayusufsarigul@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!