Anne - Baba Davranışları ve Anaokulu'na Kadar İnen Ritüel ‘Mezuniyet, Cüppe ve Kep’ - Taha Yusuf SARIGÜL

Anne - Baba Davranışları ve Anaokulu'na Kadar İnen Ritüel ‘Mezuniyet, Cüppe ve Kep’


Son dönemlerde özellikle sosyal medyada öne çıkan görüntüler ile birlikte bolca mezuniyet törenine şahitlik ediyoruz. Eskiden bu kadar yaygın değildi bu mezuniyet törenleri. Şimdilerde ise anaokuluna kadar inmiş durumda. Daha altı yok sanırım. Yok yok var. Kreş var. Seneye de kreş mezuniyet törenleri yapılır o da tamam olur. Hatta yakında her sınıf kademesi için ayrı mezuniyet töreni düzenlenir, anne ve babalar da üzerlerine düşen vazifeyi başarıyla yerine getirmenin mutluluğunu yaşarlar! 

Millet olarak herşeyi abartmayı seviyoruz. İfrat ve tefrit hayatımızın her alanında. Bir ortalamamız yok. Küçücük çocuklarımıza veremediğimiz sevgiyi, gösteremediğimiz ilgiyi şatafatlı mezuniyet veya yıl sonu törenleri ile vermeye ve telafi etmeye çalışıyoruz. Yıl boyunca ötelediğimiz davranışlarımızı bu merasimlerle ödünlemeye çalışıyoruz. 

Peki, çocuklarımızın gerçekten buna ihtiyacı var mı? Bence yok. Çocukların içten ve derin ilgiye ihtiyacı var. Çocukların birlikte oyun oynamaya, birlikte kitap okumaya, birlikte piknik yapmaya, birlikte akşam yemeği yemeye, birlikte çay içmeye kısacası çocuklarımızın anne baba ile bolca vakit geçirmeye ihtiyacı var. Şaşaalı veya şatafatlı törenlere değil! Aileler bu davranışları ile çocukları için yeni bir kültür inşa ediyorlar. Ancak bu kültür özenti bir kültür. Batı kültürünün acemice taklidinden başka bir şey değil bu! 

Mezuniyet töreni, üniversite öğrenimi sonunda kendi örf ve adetlerimize göre yapılması gereken bir tören olmalıdır. Üniversite döneminde yaşanması gereken duyguları anaokulu seviyesine indirmeye, o hazzı daha anaokulu çağında yaşatıp sıradanlaştırmaya hakkımız yok. Aslında kendi tatmin duygularımıza çocuklarımızı araç yapıyoruz. Veliler çocuklarının gösterilerinde "İşte bak ne kadar ilgili anne-babayım" veya "Ben çocuğum için sizden daha çok şeyler yaparım." mesajını vermek istiyor. 

Milli manevi değerlere bağlı, yeniliğe açık ve bilime aç nesiller yetiştirme yolunda atılan yanlış ve özentili adımlar bugün çocuklarımızın doyumsuz ve mutsuz yetişmesine neden olup, yarının doyumsuz büyüklerinin de yetişmesine yol açıyor. Alışkanlıkları ve rutin davranışları sekteye uğrayan çocuğun davranışları saldırgan bir hale gelebiliyor.  Her istediğini elde etme konusunda önü açılmış olan bir çocuk daha sonra talepleri karşılanmadığında ya da herkesin anne-babası gibi ona davranılmadığını gördüğünde, şiddete de başvurabilecek bir kişiliğe bürünebilmektedir. Lüks yaşam, aşırı tüketim, teknoloji bağımlılığı ve şiddet arasındaki bağ biraz da bu şekilde oluşmaktadır. Mahrumiyet duygusu kişilik bozukluğuna yol açabiliyor. Çocuklarımıza "hayır" demeyi öğrenmeliyiz. Çocuğun her istediğinin alınamayacağını ve her isteğinin gerçekleşmeyeceğini ona uygun bir üslup ve tutarlı bir tavır ile göstermeliyiz. Bu konudaki en önemli nokta ise çocuğa karşı anne-babanın ortak ve tutarlı davranışı sergilemesidir. 

Gelelim mezuniyet törenlerinde giyilen kep ve cüppenin nereden geldiğine. Google'da kısa bir arama sonucu herkesin ulaşacağı şu bilgiler çok önemli;

Dünya tarihindeki ilk üniversiteler, kiliselerde alınan bazı kurallara uymak zorundalardı. Ve kiliselerin aldıkları kararlara uyacaklarına dair, din adamı cübbesi ve kepi giyerek yemin ediyorlardı. Zamanla gelenek haline gelen bu cübbeler, akademik kıyafetler haline dönüştü. 19. yy. başlarından itibaren ise cübbe ve kepler renk, model ve kumaş olmak üzere değişimlere uğradı. Köklü kolejlerin cübbe ve kep ile mezuniyet kutlamaları yaygınlaştı. Keplerin havaya atılma hikayesi ise şöyle; Amerikan Deniz Harp Akademisi’nin mezuniyet töreni sonunda bir öğrenci grubu keplerini havaya fırlatır. Bu kep atma ritüelinin doğmasına vesile olur. Öğrenciler yeni görevlerinde memur şapkalarını takacakları ve artık mezuniyet keplerine ihtiyaçları olmayacağı için mezuniyet keplerini sembolik olarak havaya fırlatırlar. Yaklaşık 200 yıl önce gerçekleştirilen bu törenlerdeki davranışlar ritüel haline gelmiş ve dünyanın birçok yerine yayılarak o bölgelerde kültür dezenformasyonuna yol açmıştır. 

Görüldüğü gibi tamamen Hristiyan geleneği olan ve Batı'dan ihraç ettiğimiz bu ritüeller bugün %99'u Müslüman olan ülkemizde büyük bir coşku ile gerçekleştiriliyor. Bu konuda çocukların hiçbir suçu yok. Çünkü bunu çocuklardan çok isteyen anne ve babalar. Batı'nın ilmini hiçbir zaman örnek almadık. Hep kültürünü örnek aldık.

Bir cüppe ve kep giyinmekte ne var demeyin. Taviz tavizi doğuruyor. Bunun örnekleri ile ziyadesiyle mevcut. Son örneği de geçtiğimiz hafta ilimizde, üniversitemiz tarafından mezuniyet ve yıl sonu etkinliği adı altında gerçekleştirilen "color-fest" etkinliğiydi. Festival dedikleri etinlikte gençlerin vermiş olduğu ahlaka mugayir görüntüler toplumun tüm kesimleri tarafından eleştirildi.
Büyük bir kültür savaşının içerisindeyiz. Savaş sadece top ve tüfek ile olmuyor artık. Düşman evlerimizin içerisine kadar girmiş durumda. Özellikle anne-babalar ve ebeveynler çok dikkatli olmalıdır. 

Ne diyordu Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç;

"Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir."

tahayusufsarigul@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 5

  • Yüksel | 13 Haziran 2022 14:12

    Kesinlikle bu yazı ve yazıların artması ve çözümlerin ortaya konulması gerekir.Kaldı ki sonuçların alınması yıllar gerektirdiğinden şimdiden çalışmaların arttırılması ve denetimlerin yapılması gerekir.Kalemine sağlık.

  • Erdal ALTUNBAŞ | 12 Haziran 2022 23:02

    Teşekkürler Taha Bey. Özellikle çocukların tabi tutulduğu kültür emperyalizminin açtığı yaraların derinliği hepimizin şikayeti. Ancak bununla mücadele noktasında malesef çok başarılı olduğumuz söylenemez galiba.

  • Emrullah | 12 Haziran 2022 21:43

    Gerçekten güzel bir yazı kendimiz olmadıkça kaybetmeye mahkum oluruz.

  • Abdullah ESİNTİ: | 12 Haziran 2022 21:32

    Başkanım, tespitleriniz ve uyarılarınız çok teşekkür ederim. Darısı her şeyi bildiğini idda edip (belki de biliyorlar) ancak yanlışlar içinde debelenen ve boğulmakta olan biz ebeveynlerin başına. Geldikleri gibi gitmeyen, bizans, rum,ermeni, yunan ve onların sevdalıları öyle bir Türkiye inşa ettiler ki....Ne edüğü belirsiz bir topluma dönüştük. Son yıllarda yapılan ufak tefek yamaların da pek de işe yaramadığını görmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Mevlam nefsimizi ve neslimizi hayırla ıslah etsin. Hz. İbrahim ( as) ın şu duası içtenlikle etmeye mecburuz: " Rabinacalni mukimesselati ve min zürriyeti rabbena vetekebbel duaa"

  • Nevzat AYDINGÖZ | 12 Haziran 2022 21:23

    “Allah'ın kitabını , peygamberin sünnetini yaşamında uygulamayan Müslümanın hali neye mi benzer.... düşünmek bile insani üzüyor. "Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031)