DEPREM VE PANDEMİ – ETSO VE ASİLHAN ARSLAN


Sevgili Hakimiyet ve Ters Köşe okuyucuları,

Bugün yine tersliğimin nirvanasını yaşarken dün yetiştiremediğim düşüncelerimi, bugün sizinle paylaşmak istiyorum. Konuya geçmeden önce bugün tersliğimin en uç noktasını yaşamamın sebebini belirtmeliyim önce. Adına ne diyeceğimi bilemediğim tuvalet kâğıdından hallice Fransız yayın organının kapağında ülkemizin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alması, her vatan evladını çileden çıkardığı gibi beni de aynı durama sokacaktı ki Sayın Erdoğan’ın grup toplantısını dinleyince içim biraz rahatlamış oldu. Belki dinlemeyenler vardır diye paylaşıyorum ki siz de biraz rahatlayın.

"Ben neyim ki, sevgili peygamberime, sevgililer sevgilisine bu denli hakaret eden namussuzlarla ilgili benim bir şey söylememe de gerek yok zaten."

Cumhurbaşkanımızın, Peygamberimizle ilgili hepimizin duygularına tercüman olan görüşü ve çoğumuzun nasıl tasvir edeceğimizi bilmediğimiz paçavrayı “namussuz” diye adlandırarak zihnimizdeki boşluğu doldurması; konunun kapanmasına ve içimizin rahatlamasına yetti de arttı.

Gelelim konumuza. Sayın okur, biliyorsun ki ilimizde hem siyaset hem bürokrasi gençleşiyor. Kendim de genç olduğum için bu konuya torpil geçtiğimi sanma! Gençliğin dinamikliğine, hayalperestliğine, enerjisine, kariyer tutkusuna bu ülkenin ne kadar ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz. İlimizin kritik noktalarındaki yöneticilerin bu niteliklerle hareket etmesinin meyvesini yemeye başladık ancak damağımız henüz tatlanmadı.  Şehir olarak bu meyveye ne kadar aç olduğumuzu, yedikçe yemek isteyeceğimizi, doymak bilmeyeceğimizi biliyorum tabi ki. Burada değinmek istediğim bir konu var ama detaylandırıp kimsenin kalbini kırmak istemiyorum. Öncelikle belirteyim biraz sonra yazacaklarım yanlış anlaşılmasın kimseyi, kimseyle karşılaştırmıyorum. Genç bir siyasetçi olan Şahin Şerifoğulları’nın seçim kampanyasında verdiği sözleri birer birer yerine getirmesi, önemli projelerle şehrin kurumuş yaralarını kaldırması bu konuda yediğimiz meyvelerin başında geliyor, diyerek burayı noktalıyorum ki konudan uzaklaşmayalım.

İlimizin kritik bir noktasında görev alma sorumluluğunu üstlenmiş genç bir yöneticimiz var. Bu isim Asilhan Arslan’dan başkası değil.

Deprem ve pandemi sonrası zaten hasta yatan Elazığ ticari hayatı, yoğun bakıma kaldırıldı. Elazığ esnafının, sanayicisinin, ticaret erbabının Türkiye ile kıyaslandığında iki kat daha kötü durumda olduğunu bilmek için gazeteci, bürokrat ya da siyasetçi olmaya gerek yok değil mi? Bildiğimiz için de merak ediyoruz, depremden hemen sonraki günlerde gür sesle konuşan, projeler üreten, talepleri olan ETSO neden ani bir sessizliğe büründü? Bu sessizliği düne kadar muhafaza eden ETSO neden ani bir açıklamayla gündeme gelmek istedi? En önemlisi neden bu ziyaretler sessizce yapıldı?

Peki, dün bozulan bu sessizlik komada yatan Elazığ ticaretini yeniden ayaklandırabilecek mi?

Açıklanan konu başlıklarına, taleplere bakınca içim umutlansa da bu çözümleri komada yatan hastayı anında uyandıracak bir şok tedaviden ziyade 10 yıla yayılmış umutsuz bir tedavi olarak görmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Nedir o konu başlıkları?

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

KOSGEB Deprem Acil Destek Kredisi

Ar-Ge Destekleri

Karakoçan, Kovancılar, Palu Karma OSB

Sektörel KSS Talebi

2.OSB Arıtma İhtiyacı

Fırat Kalkınma Ajansı Bütçesi

2.OSB İçerisinde İŞGEM lll. Kurulması

Tarım ve Orman Bakanlığı:  

Kooperatiflerin Desteklenmesi Talebi

Sera OSB

Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB

Bakan Yardımcısı Tunç İle Elazığ’da Toplantı Kararı

“Başkan Arslan bu iki konu ile birlikte 24 Ocak 2020 tarihinde yaşanan Elazığ depreminin böylesine büyük krizlerde kurumlar arası işbirliği ve kriz yönetimini bir kez daha sorgular hale getirdiğine dikkat çekerek, İçişleri Bakanlığı ve diğer kurumlar nezaretinde yürütülen Afet Yönetiminde mutlak suretle Odaların yer almasının önemini belirtmiş, Elazığ TSO’nun depremde üstlenmiş olduğu rolü ifade ederek, deprem ülkesi olan Türkiye’de yeni bir düzenleme ile Odaların mutlaka kapsam içerisinde yer alması için TOBB’nin öncülük etmesini önermiştir”

Sevgili okur, belki ben cahilimdir de burada Elazığ esnafının “Oh be! Yaralı da olsak yaşayacağız”  diyebileceği konuları görmemişimdir, bir de sen oku…

 Esasen aklımı kurcalayan diğer bir şey de Elazığ’ın gelecek yıllarına dönük bu konu başlıklarının arkasında durulup durulmayacağıdır. Ya yine açıklamadan ibaret kalırsa? Liyakat, enerji, cesaret… Biri bile eksik olursa olmuyor. “Elazığ yaralı, çaresi de budur, bunu vermelisiniz” diye bangır bangır bağıramıyorsak, hepimiz bırakıp gidelim!

omrensylr@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
11Haz
04Haz
28May

Bizi Dert Sahibi Ettiz!

21May
14May

Kavuşamayanlar