DOĞU TÜRKİSTAN YAĞMALANIRKEN!



Adına, Doğu Türkistan derler.
Âlemin, bir zamanlar ‘medeniyet’ öğrendiği diyarlar!
Devletin ve dolayısıyla, hak ve hukukun yüceldiği diyarlar!
İnsanlığın adalet, eşitlik, ortak faydalılık, ahlak, moral gibi değerlerle yüceldiği diyarlar!
Doğu Türkistan, ‘Ata Yurdumuz’  Türkistan’ın ayrılmaz bir parçasıdır.
Satuk Buğra Han, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, İsa Yusuf Alptekin,
Yakup Beğ isimleri bile tek başına bir büyük medeniyetten
Onun yücelere taşan ifadesine bir bakıma şahitlik eder.
Urumçi, Cungarya, Tanrı Dağları, Turfan Havzası,
Taklamakan Çölü, Kaşgar, Yarkent, Hotan, Aksu,
Karaburun isimleri bizlere bir ulu tarihin iz düşümlerini veriyor!
Destan şairimiz Niyazi Yıldırım, “Kaşgar’da Vakit” şiirinde,
“Ezan’ın adı var sedası tutsak…
 Allahuekber’in nidası tutsak…
İbadetler mevcut; edası tutsak…
Kanımın içine sızan vaktidir.

Ne zamanlar güneşlenir küsufça…
Er doğmuyor Satuk Buğra vasıfça,
Has Hacipler yetişmiyor Yusuf’ça..
İrfan tarlamızın hozan vaktidir.

Kutlu ocaklarda yanmıyor odum…
Bacalardan yüce tütmüyor dudum…
Dil tahtımın şehin şahı Mahmud’um!
Türkistan’da Türk’ün hazan vaktidir.”

Doğu Türkistan deyip de geçemeyiz…
Tarihi Türk Devletlerinin merkezleridir burası…
Büyük Hun İmparatorluğu’ndan tutunuzda, tarihi Göktürk Devleti,
Türkeş Devleti, Karluk Devleti, Uygur Devleti, Karahanlılar Devleti,
Karahıtaylar bu coğrafyada hüküm sürmüşlerdir.
Türk’ün tarihi destanlarını bu coğrafyada yazmışlardır!
Doğu Türkistan’da bütün direnişler ‘kutsaldır…’ Kürşat’çadır! 
Yıkılası zincirleri kırmak için en soylu haykırışlar,
 Son yüzeli yıllık tarihinde bile devam etmiştir… 
Direniş ve Çinlilerin asimile politikaları; iç içe birbirlerinin parçası gibidir.
Türk’ün tarihi merkezi ‘Doğu Türkistan’ ismi bile
Çinliler tarafından değiştirilmiş ve bu kutlu coğrafyaya bir garip ve uydurma isim,
‘ Sinkiang’ yani ‘ilhak edilmiş toprak’ denilmiştir.

Doğu Türkistan, tarihi kuşatmalar, işkenceler ile son bir asırda anılır olmuştur!
1933 yılı geldiğinde bir kahraman insan çıkar; Hacı Hoca niyaz…
1940 yılına gelindiğinde ise Osman Baturların ayaklanması…
1958, 1962, 1965, 1968 yıllarındaki, ‘kurtuluş hareketleri…’
Kendi vatanında, ‘parya…’ olmak ne kadar büyük acı! 
Ve malum basınımızın hala devam eden duyarsızlığı…
Doğu Türkistan’ın merkezi, Urumçi’dir.
Urumçi’de istenilen nedir?
“kendi coğrafyasında insanca yaşamak…”
Uygur Türk’ü, bütün dünyanın gözü önünde haykırıyor;
“Atom denemelerini bırakınız…”
Bu bir aşağılıktır, bir vahşet, insanlık suçudur! 
Pekin’deki yönetime, “Topraklarımızı elimizden alarak Çinlilere dağıtmayın!” 
Yağmalanan bir coğrafya…
Tarihi bütün yer isimlerinin zorbalıkla değiştirildiği, benim talihsiz öz diyarım!
Yüzlerce Doğu Türkistanlı şehit edilirken, , ‘akça bir nefesleri…’ yoktu! 
Elbette sorma hakkımız var; Nerede insan hakları!
Nerede insana verilen değer ve özgüven!
Doğu Türkistan sancılıdır, yaralıdır, ciğerparelerini kaybetmiştir…
Çin’in acımasızlığı, o meşhur ‘Çin işkencesi ile’ kendisini bir daha teyit etmektedir.
Çin yönetiminin saygısızlığı ve tarihi kabalığı kendisini belli ediyor…
Kan ve gözyaşı…
Ve coğrafyanın, Uluğ Türkistan’a yerleştirilen Çinlilerce talanı…
Kuşatılan bir coğrafya… Asil ve soylu bir direniş…
Kan, ölüm, gözyaşı ve sonu idam sehpasına yolculuk olacak tutuklamalar…
Doğu Türkistan, bütün ezberleri bozuyor!
Fitne, fesat, haksızlık, hukuksuzluk kol geziyor!
Doğu Türkistan Türk’ü, ‘öz yurdunda esir’
“Camiler kapalı, ezanlar yasak…”
Öz yurdunda, ‘sürgün…’
Öz yurdunda, ‘garip…’
Öz yurdunda, ‘hürriyete hasret…’
Masumiyetin verdiği o edanın hıçkırıkları malum dünyaya;
‘bizlere ve insan haklarına saygılı olunuz’
Sadece, saygı bekliyoruz…
İnsana, onu kuşatan bütün değerlere saygıya davet ediyoruz… 
Tarihe, Kimliğe, Kültüre, ‘insana saygı…’
Hakka, Hukuka, “Edep Yahu!”
İnsanlık Âlemini, ‘yüz karası’ Çin zulmüne karşı,
 ‘ayağa kalkmaya’ davet ediyoruz!
Elbette, ‘zulüm ebedi olmaz’ olamazda…
Hud Suresi 113 ayette şöyle buyrulur;
“Zalimlere meyletmeyin. Aksi halde ateş size de dokunur!”
Hz. Ali (kv), “Haksızlıklara isyan etmeyenler,
Onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır!”
Asrının Bilgesi Yusuf Has Hacip asırlara;
Günümüz, ‘milletler ailesine’ seslenir;
“Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;
Kanun ise su gibidir; akarsa nimet yetişir.”

GARİPTİR ÖZ YURDUNDA…                
(Doğu Türkistan Türk’ümüze…)
Devletliydim, nerde kaldı devletim
Öksüz kaldı milletim, düne hasret
Yusuf sabrıyla gayretim, savletim
Yarab! dilerim, öz yurdumda nusret

“Tarihler ismini andığı zaman”
Huzura koşan, nağmeler dinlerim
Yürekler vatanla yandığı zaman
Yere düşen civanlara inlerim

Uygur Türk’ü gariptir, öz yurdunda
Gariplere yardım eli uzanmaz
İşkence, zulümle kalmaz, sürgünde
Bir ulusun çilesi,  dünya uyanmaz…

Nerede kaldı, ‘Aydınlanma Çağı’
Hak, Hukuk, Adalet, İNSAN HAKLARI…
Barış arkasına gizlenmiş AĞI
Kisvesi yalan, çizer zikzakları…

Yirmi birinci asır, ‘küsuratlı…’
Kimisi yalınayak, ‘kimi atlı…’
Arıyorum, ‘Kürşat gibi pusatlı’
Dolunay vakti değil midir Hey!

Esaret zincirlerini kıracak,
Hürriyet sevdam, şahadet lisanım…
O lisanla, ecdadım ders verecek,
Destanlarla tekrar doğacak Han’ım…

 

bedrettin@elazighakimiyethaber.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
05Mar

Eğitimi Anlatmak!

04Mar

Fırat'ın Hikayesi

03Mar

Faiz Belası...

02Mar

Şehirli Olmak

01Mar

Umuda Yürüyüş