Allah Kimseyi Sapık Yaratmaz ve Saptırmaz... - Adnan Üstün

Allah Kimseyi Sapık Yaratmaz ve Saptırmaz...


Eşcinsellik bir kader değil, tercihtir. Özgürlük değil, sapıklıktır!

Eşcinseller ve LGBT'liler  gibi sapık hayat tarzını benimseyenler hakkında  bazılarınca ifade edilen :

“Madem ki Allah yaratmış, hepsinin başımızın üstünde yeri var. Onu Allah’ın yarattığı bir emanet gibi görmek her kulun vazifesi diye düşünüyorum. Her inançlı insanın işi diye düşünüyorum. Onun dışında tercihlerine sonuna kadar saygı duymaktan başka elimizden bir şey gelmez bana göre” şeklindeki cümlelere, sözün sahibi kim olursa olsun katılmak mümkün olmadığı gibi, bu düşünceye karşı durmak inancımızın da gereğidir.

En başta şunu ifade edelim ki; Allah ve Peygamberi bir konu hakkında karar- hüküm vermişse, bir müslümanın o konuda bana göre deme hakkı yoktur.
Ahzab Suresinin 36 ncı ayetinde : "Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah'a ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." buyurulmuştur.

Demek ki; Allah'ın açık ve net ayetinin, Peygamberinin sahih söz ve örnekliğinin olduğu yerde; bana göre şöyle, bize göre böyle deme hakkına, inanan bir kimse sahip değildir.

 "İşittik ve emrine uyduk, itaat ettik Allah'ım. Sen ne hüküm vermişsen başımızın tacıdır. Yanlış bile yapsak, nefsimize mağlup olup kusur bile işlesek, günahı savunmaz, meşru ve hoş görmeyiz." demelidir...

Allah hiç kimseyi sapık yaratmamıştır. İnançta veya davranışta sapıklık da, doğru yol da insanın kendi tercihidir. Allah, şeytanı bile inançta sapık olarak yaratmamış, İblis kendi tercihinin sonucunda şeytan olmuş, şeytanlığı tercih etmiştir.

Aksini düşünmek, buna kader demek; suçu ve sorumluluğu Allah'a atmak demektir. Eğer Allah, insanları ve cinleri yani iradeli varlıkları saptırmış olsaydı, ki öyle değil; hayatın sınav, sonucunun da cennet veya cehennem olmasının bir anlamı yoktu...

İnsanın tercihinin bir anlamı olmasa ve “kaderin mahkumu” olsaydı, insanoğlu şu itirazı yapacaktı; “ne yapalım kaderimde varmış...” Tabiri caizse "Allah yazdı, ben de oynadım." diyecekti. Kader mahkumuyum derdi. Bu ifade ise çok yanlıştır. 

İnsanoğlu kader mahkumu olsaydı; işlediği suçun, taciz ve cinayetin, arsızlık ve hırsızlığın sonucunda cezalandırmaya, bu dünyada dahi hapse atmaya gerek olmaz hatta böyle yapmak zulüm olurdu...

Zulüm ve haksızlık insanoğluna yakışmazken, Allah'ın şanı ve uluhiyeti için asla düşünülemez!

"Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler."

(Yûnus Suresi, 44. Ayet)

* Allah insanı yaratmış, doğru yolu göstermiş, insanı tercihleriyle başbaşa bırakmıştır.

"Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin." (Kehf Suresi 29. Ayet)

"Şüphesiz ki biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören (biri) kıldık.

 Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 2-3. Ayet) buyurmuştur.

Kendisine “LGBT’li bireyler hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklinde sorulan soruya, “Hayatın zıtlıklar üzerine kaim olduğunu, madem ki Allah yaratmış, hepsinin başımızın üstünde yeri var. Onu Allah’ın emaneti gibi görmek  gerektiğini” ifade eden kişiler bilmelidir ki; eşcinsellik zıtlık değildir… 

Gecenin zıddı gündüz, soğuğun zıddı sıcak ve cinsiyet noktasında ise kadının zıddı erkektir! Bunun dışında ara bir formül yoktur…

 Zaten Nisa Suresi’nin 1 inci ayetinde  “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten (öz’den) yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.” buyurulmuştur.

Madem Allah yaratmış, başımızın üstünde yeri vardır derseniz, tekrar edelim ki; Allah kimseyi eşcinsel olarak yaratmamıştır. Yok eğer bundan kastım eşcinseller değil, hormonal bir bozukluğa sahip olan hermafrodit-hünsa olarak tabir edilen çift cinsiyetlilerdir derseniz kendinizle çelişirsiniz.

Çünkü siz, “tercihlerine sonuna kadar saygı duymak” gerektiğinden bahsediyorsunuz. Doğuştan hünsa-çift cinsiyetli olmak bir tercih değildir (hormonal bir bozukluktur), fakat eşcinsellik ise bir tercihtir. Kaldı ki soruyu soran, hermafrodit-hünsa yani çift cinsiyetlileri değil, “LGBT’li bireyleri” sormaktadır…

Müslümanlar olarak bu “tercihe” ve sapıklığa saygı duymuyor, bu sapkın hayatı benimseyenleri Allah’ın emaneti olarak görmüyor, aksine bu fiili yapanları Allah’ın emanetine ihanet etmiş kimseler olarak görüyoruz. Kendilerine, insan fıtratına-tabiatına ve doğasına uygun olmayan bu hayat tarzının yanlış olduğu anlatılmalı, onları özendiren ve teşvik eden hertürlü sebep ortadan kaldırılmalıdır.

Hemen hemen her tv kanalında ve dizide cinsel kimliği ve ne olduğu belli olmayan bir programcıya ve oyuncuya rol verilen ve onlara özendirilen bir toplumda, “eşcinsel bireylerin” sayısının artması sürpriz değildir. Vebali-günahı bu programları-yayınları yaptıran, bu yayınlara izin veren, bunları izleyen ve hoş görenlerin omuzundadır… 

Ayrıca bunlara ve faaliyetlerine resmi statü kazandıran  dernek kurma vb. izinler verilmemeli, reklamlarını yapmaya yönelik yürüyüş, pankart açma vesair eylemlerine de müsaade edilmemelidir. Bu ifadeleri kullanırken bireysel olarak kimsenin şiddete başvurmasını tasvip etmediğimizi ifade ediyor, kamu gücüyle kötülüğü engelleyecek gerekli önlemlerin alınmasını, toplumun da her türlü ıslah, nasihat, tebliğ yoluna başvurması gerektiğini ifade ediyoruz.

Eşcinsellik gibi insanın iradesine bağlı olan, insanın fıtratına ve doğasına aykırı bu iğrenç fiili işleyenler dört bin yıl önce de vardı. Sodom ve Gomore halkına peygamber olarak gönderilen Hazreti Lut Aleyhisselam onlara şöyle seslenmişti:

"Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz! (Ankebût, 28. Ayet)

"Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."(Şu'arâ, 165-166. Ayet)  

Onlar ise  Lut Aleyhisselam ile alay ederek:

 "Lût'un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)" dediler. (Neml Suresi, 56. Ayet)  
Hazreti Lut'un yanına genç erkekler şeklinde  gelen meleklere sarkıntılık yapmak için kapıya dayandılar.Çaresiz kalan Lut Aleyhisselam "Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı veya sağlam bir kaleye sığınabilseydim." dedi. 

İşte bundan sonra olan oldu. Geri çevrilmez bir azap onları kuşattı ve helak oldular. Öyle ki şehrin üstü altına getirildi ve azap yağmuruna tutuldular. Volkanik bir patlama sonucu, kime isabet edeceği belirlenmiş olan pişmiş taşlar onların azabını arttırdı...

Bugün toplumda maruz kaldığımız maddi ve manevi sıkıntılardan kurtulmanın yolu; iyiliğin yayılmasına çalışıp, hak ve adaletten yana olmak, hertürlü kötülüğün, haksızlığın, arsızlığın ve ahlaksızlığın karşısında olmaktır. 

İnanç bakımından bizden olanlara ve bizden görünenlere hak ve hakikati hatırlatma görevimiz öncelikle vardır. Aksi halde maddi ve manevi bela yağmurlarını üzerimize çekmiş oluruz… Batı dünyasında bahsedilen benzeri her türlü fiil işlenmekte ve yasal korumaya sahipken onlara bela ve azap neden gelmiyor, diye sorulursa şunu söyleriz: Büyük hesaplar, büyük mahkemeye (ahirete) bırakılır. Müslümanlara ise genelde, yaptıklarının karşılığı bu dünyada verilir ki hesabı ahirete kalmasın...

Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder kötülüğe engel olursunuz ya da Allah, yakında umumi bir bela verir. O zaman dua edersiniz, fakat duanız kabul olmaz."( Tirmizi, Fiten, 9)

Allah, memleketimizi ve İslam alemini hertürlü sıkıntıdan korusun, bizlere de toplum olarak bela ve musibetleri üzerimize çekecek hertürlü haksızlık ve ahlaksızlıktan uzak tutacak bir inanç,  basiret, feraset ve yaşayış nasip eylesin…
 

adnanustun23@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
21Kas
12Kas

Kamuda İsraf

11Kas

Kamuda İsraf

14Ekm
11Ekm